13 Kasım 2010 Cumartesi

Turkiye'de Basketbol ve Adamlari



Ulkemizde oynanan 2010 Dunya Sampiyonasinin ardindan yasanan surecte herkesin beklentisi basketbol adina yapilan ve yapilacak olan yatirimlarin artmasi yonundeydi. Bir kere daha butun bu beklentilerin aksini dogru ispat etmeyi basardik. Bu yazimda bunlarin sebeplerine deyinmeye calisacagim. Zira sebeplerini ve kaynaklarini bilmedigimiz durumlar hakkinda kalici ve verimli cozumler uretmenin imkansizligi ustunde durmamiza gerek yok.

Oncelikle ulkemizde gercek anlamda "Spor Adami" terimine uyan insanlarin daha da dogrusu yonetici ve antrenorlerin azligi suphe goturmeyen bir gercek. Bu durumda ilerlemesi beklenen bu spor dalinin her hangi bir vizyon ve  veya misyon cercevesinde hareket etmesini bekleyemiyorum. Oncelikle kendimize ornek "benchmark" alacagimiz ulkeleri iyi secmeliyiz ki belirli bir kimya dahilinde hareket edelim. Her zaman oldugu gibi "Turk mantigiyla" hareket edip kisayollara basvurmaktansa, uzun vadeli ama cok daha verimli yatirimlar yapip 5-10 sene icerisinde surekli bir basari kaynagi yakalamak isten bile degil. Ozetle sporculara yapacagimiz yatirimin oncesinde onlari egitecek ve onlara yol gosterebilecek adanmis profesyonellere ihtiyacimiz oldugu konusunda hemfikir olmaliyiz.

Mantikli olan butun insanlarin kabul edecegi gibi yabanci sayilarinin ve devsirme oyuncularin artisina bu kadar izin vermek Ulusal basketbolumuzu ileriye goturecek bir strateji olmamakla beraber derin yaralar acacak bir kisayol. Gununu kurtarmaya calisan insanlarin tercih ettigi kisayollarin uzun vadede planlanmis projelerden ileri gittigi hicbir zaman icin gorulmemistir. Bu dogrultuda baktigimizda ulkelerini gercek anlamda ulkelerinin sporculariyla temsil edenleri baz almaliyiz. Sirasiyla bunlar Sirbistan, Litvanya ve Yunanistan gibi ulkeler olmali.

Dikkatli gozlerden kacmayacak Partizan- Kizilyildiz gercegini ele alalim. Yillardir Avrupa arenalerinda disli rakiplerine kok sokturen bu takimlarin yabanci sayilarini ele alalim ve bu dogrultuda ulkelerinin milli takimlarina da goz gezdirmis olalim.  Yillardir en iyi 2 -3 oyuncusunu Avrupa'nin en koklu takimlarina satan bu ekip hicbir sekilde guc kaybetmeden yoluna devam edebiliyor. Hemde bu basarisini ulkelerinin finansal acidan yasadigi sorunlarda neredeyse etkilenmeden basariyor bu takimlar. Bu takimlarin kadrolarinda en fazla 2 veya 3 yabanci sporcuyla hareket ettiklerini hepimiz biliyoruz ki inanin bu rakam son 10 yilda ikiye katlamis haldedir. Bu artisin sebebi de acikca ortada aslinda. Avrupa ve Amerikada oynayan o kadar cok sporculari var ki bi yerden sonra takimlarini destekleyecek yabanci sayisini minimal oranda arttirma yoluna gittiler.

Yabanci sayisi bir yanda, birde yabancilari kullanis sekilleri onemli. Aslinda gecmiste bizde bu stratejide iyi sporcular yetistirebilmistik. 80'li ve 90'li yillarda 1 veya 2 yabancili sistemde basarili sporcularimizin sayisinda da fazlalik vardi. O donemde yetisen birkac oyuncuyu ele alalim mesela. Harun Erdenay'dan baslayalim. 18 yaslarinda 1. ligte uzun sureler almaya baslayan Harun, kisa surede Avrupa'nin en basarili skorerleri arasina girmeyi basarmistir. Yada Hidayet Turkoglu'nu ele alalim. 90'larin ortasinda Atakimda yukselen bu yetenegin bu kadar yukselmesindeki en buyuk sebeplerden biri genc yasta oynama suresi alabilmesi ve bu konuda israr edilmesidir. O donemdeki Hidayet'i izleyenler ne kadar sabirla yaklasildigini da hatirlayacaktir.

Yabanci konusundaki bir diger gercek ise sayilarinin arttikca kalitelerinin dustugudur. Gecmiste ulkemize gelen yabancilarin kariyerlerini ve simdikilerin kariyerlerini genel anlamda karsilastirmak dogru olmaz. Ozellikle bunu genele vurup ve sayilarinin oranini dikkate aldigimizda.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder